Hayat mı zor olan yoksa ölüm mü bilinmez.
Kader kurbanı olmak için ille de bilet mi kesmek gerekir?
Kaderimse çekerim dediğinde sadece kişinin payına acı mı düşer?
Mutlu olmaya hakkımız yok mu diye sormak akla gelir de, umutsuz ve dermansız olanlara destek olmak neden akla gelmez?
Kendimizi ve yaşamı sorguya çekmek için ille de darbe mi almak gerekir?
Sen de mi mutsuzlar kervanının kombineli üyesisin?
Sen de mi yarın kaygısı içerisindesin?
Sence biter mi bu hüzün dolu hayat?
Bitmesinden kastım hayat değil, hüzün dolu kısmı.
Seni öldürmeyen şey güçlendirir derler…
Kim der bilinmez ama bu lafı söyleyene soracak bir sualim var.
Beni öldürmek için vurulan darbe hani oldu da öldürmedi, peki benden hiç mi bir şey götürmedi?
Ne gibi dersen, örneğin tebessüm, hayaller, umutlar, sevgi, idealler veya güven diyebiliriz…
Liste uzar gider ama konu bu değil.
Bilinir ki gelip giden yanında mutlaka dolu bavulla gider.
Fani gidişte de ebedi gidişte de bu değişmez.
Burada kimi kalbinizi, kimi hayallerinizi, kimi umutlarınızı kimi de güveninizi sizden söküp gider.
Ebedi yolculukta elde bir bavul göremezsiniz ama aslında onlar da yüklüdür. Yükleri bir defterde yazılıdır ve ona da Amel Defteri denir.
Neyse ki an itibariyle hala nefes alabiliyorsak, o defteri lehimize doldurabilmek için imkanımız da var demektir.
Tabi ki aynı şekilde de aleyhimize dolup taşabilir de.
Şunu kabul etmeliyiz ki, her kişi kaderini kendisi belirler.
Bu dış etkenlerden bağımsız yaşadığımız ve hayatı yönlendirdiğimiz anlamına gelmese de son nokta hep ana karakter tarafından atılır.
Bunun nedeni de herkesin hayatının filminin, kendi doğumu ile başlayıp, ölümü ile de son bulmasıdır.
Kim olursanız olun, ne yaparsanız yapın,
Ancak hiç kimseyi kendi hayatınızda figüran olacak kadar merkezinize almayın.
Kimseyi başkentiniz yapmayın.
Hiç kimseyi işlemciniz, çimentonuz veya tuğlanız yapmayın.
Çünkü başkent giderse ülke,
Anakart giderse elektronik sistem,
Çimento giderse harç,
Tuğla giderse bina,
Çöplüğe veya hurdalığa döner.
Kendi kendinize hakim, kendi kendinize hekim olun.
Başkalarından önce kendinizdeki kusurları görün ve düzeltmeye çalışın.
Bunun ilk adımı da başkalarının kusurunu görmemeyi öğrenebilmektir.
Neticede kusur görenindir!
Sabredin,
Her gün fragmanını birkaç saatini gördüğümüz ve sabahları kalkmak istemediğimiz ebedi uyku halinin, bir de tamamını hayal edin?
Elbet bir gün bu film bitecek.
Önemli olan film bittikten yıllar sonra da izlenebilmek, idol olabilmek, hayallere vesile olabilmek ve tebessüm ettirebilmektir.
Hayatınız nerede geçiyor olursa olsun, öyle bir hayat yaşayın ki!
Adınız tarih sahnesine altın harflerle yazılsın.
Belki bir Mustafa Kemal ya da Fatih Sultan Mehmet olamayabilirsiniz ama belki de bizi yaratan bizlere Ömer Halisdemir, Fethi Sekin ve Eren Bülbül gibi gurur duyulacak bir final nasip eder, bilemeyiz.
Hayatı hakkıyla yaşamadan ölmek, dolu bir su şişesini çöpe atmakla eşdeğerdir.
Bunun adı israftır ve bugüne kadar bunun kimseye faydası olmamıştır.
Şerefinizle yaşayın ve şerefinizle ölün,
Çünkü daha önce diğer seçeneği tavsiye edenle karşılaşmadım!
